Prostat Bir Cinsel Hastalık mı?

Bilim insanları, prostat kanserinin cinsel ilişkiyle geçen bir hastalık olabileceğini söylüyor. Hastalığa çok yaygın bir enfeksiyonun neden olabileceği belirtiliyor.

Ancak bazı kanser türlerinin enfeksiyondan kaynaklandığı bilinmesine karşın İngiliz Kanserle Mücadele Derneği uzmanları prostat kanserini de bunlar arasında saymak için erken olduğunu belirtiyor.

California Üniversitesi uzmanları laboratuvarda insanlardan alınan prostat hücrelerini inceledi. Araştırma sonunda trikomoniyaz adlı bir hastalığın kanserin büyümesinde payı olduğu belirlendi.

Sonuçları Amerikan Ulusal Bilim Akademisi’nin yayın organı PNAS’ta yayımlanan çalışmada bu bağlantıyı doğrulayacak ileri araştırmalara ihtiyaç olduğu vurgulandı. Dünya genelinde 275 milyon kişide trikomoniyaz olduğu tahmin ediliyor. Trikomoniyaz, cinsel ilişkiyle geçen en yaygıb viral olmayan enfeksiyon olarak biliniyor. Trikomaniyaz çoğu zaman hiçbir belirti göstermiyor, hatta hastalar hastalıklarının farkında olmuyor.

Belirtiler

Erkeklerin, cinsel organlarının içinde kaşıntı ve tahriş, idrardan ya da boşalmadan sonra yanma hissedebildikleri ya da penislerinden beyaz bir sıvının geldiği belirtiliyor. Kadınların da cinsel organlarında kaşıntı, acı ve idrar yaparken rahatsızlık hissedebildikleri ya da cinsel organlarından kötü bir koku gelebildiği kaydediliyor. Bu, trikomoniyazla prostat kanseri arasındaki ilişki olabileceğini gösteren ilk araştırma değil. 2009′da yapılan bir araştırmada prostat kanseri olanların dörtte birinin trikomoniyaz belirtileri gösterdiği ve bu hastaların tümörlerinin daha büyük olabileceği belirtilmişti.

Son araştırma, kesin bir bağlantı olmamasına rağmen, erkeklerin cinsel yolla bulaşan hastalık nedeniyle prostat kanseri riskine ne kadar açık olduğuna işaret ediyor.

Prof. Patricia Johnson başkanlığındaki araştırma ekibi trikomoniyaza neden olan parazitin enflamasyona, iyi huylu ya da kanserli prostat hücrelerinin büyümesine ve yayılmasına neden olan bir protein içerdiğini tespit etti. (BBC Türkçe)

Kansere Karşı Dengeli Beslenme

Prof. Dr. Erkan Topuz, insan sağlığını tehdit eden kansere karşı beslenme konusunda önemli açıklamalarda bulunuyor. Türkiye’de en yaygın görülen kanser türlerinin meme, mide, prostat ve akciğer olduğunu belirten Prof. Dr. Erkan Topuz, kansere karşı nasıl beslenmemiz gerektiğini açıklıyor.

Kişiler ailelerinde kanser hastalığı bulunsa dahi; düzenli yaşam, spor aktivitesi ve en önemlisi de doğru beslenmeyle bu hastalıktan uzak bir yaşam sürdürebilir. Pek çok kanserde olduğu gibi, mide kanserinden de diyet sayesinde %60′a varan bir korunma sağlanabilir.

Kanserin dostu olarak bilinen şişmanlık, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeyle kontrol altına alınabilir; böylece hem kansere hem de kalp damar, tansiyon ve şeker gibi hastalıklardan korunulabilir.

Kanserin önlenmesinde vitamin ve minerallerin gücü

Beslenmede ağırlıklı olarak C vitamini, Omega 3, flavonlar ve selenyumun yer alması, kanserden beslenmeyle korunmayı mümkün kılar. C vitamini, hem kanserden korunma hem de kanser tedavisinde başarılı sonuçlar alınmasını sağlar. Günlük C vitamini ihtiyacımız yaklaşık 2 gramdır ancak kanser teşhisi söz konusuysa, günde 10 gram C vitamini alınmalıdır.

Balıkta bolca bulunan Omega 3; meme kanseri, kalın bağırsak kanseri ve prostat kanserine karşı koruyucudur. Omega 3′ün kanserden koruma etkisinden en yüksek ölçüde faydalanmak için, haftada üç gün balık tüketilmelidir.

Bitkilerde bulunan flavonlar ve selenyum minerali de, tıpkı C vitamini ve Omega 3′te olduğu gibi kanserden koruyucu etkiye sahiptir. Selenyum minerali; prostat, rahim, mide ve ağız kanserlerine karşı etkilidir.

Siyah üzüm çekirdeğiyle, domates günde 4-5 adet tüketilmeli

Siyah üzümün çekirdeğinin atılmadan, bol miktarda tüketilmesi gerekir. Siyah üzümün hem kabuğunda hem de çekirdeğinde vesibretrol adlı bir madde bulunur. Bu madde, vücudun kansere karşı korunmasını destekler.

Prostat, meme, kolon ve mide kanserlerine karşı koruyucu olan domatesin ise, günde 4-5 adet tüketilmesi önemlidir. Domatesin içinde bulunan likopen ve selenyum, çok sayıda kanser üzerinde etki gösterir.

Mantar; kanserden koruyor, kanser tedavisini kolaylaştırıyor

Mantarlar; hem kansere karşı koruma sağlar hem de kanser tedavisini kolaylaştırır. Maitake mantarı meme, cilt ve karaciğer kanserlerine karşı vücudu korurken; beyin tümörlerinin de tedavisine olumlu etkide bulunur.

Şitaake mantarı da jinekolojik tümörler ve prostat kanseri üzerinde olumlu etkiler gösterir. Kolon ve bağırsak kanserlerine karşı da olumlu etkileri olduğu bilinen bu mantarı, özellikle 50 yaş üzeri erkeklerin tüketmesi önerilir. Benzer şekilde Reishi mantarı da karaciğer kanserinden vücudun korunmasına destek olur.

Zeytin özünde güçlü antioksidan etki

Yapılan araştırmalarda zeytinyağı, zeytin yaprağı özü ve zeytinin toksik maddeleri izole eden oleuropein maddesi içerdiği görülmüştür. Zeytin yaprağı özü, antioksidan etkisi sayesinde erken aşamadaki kanserleri önler. Zeytinde bulunan oleuropein maddesi; şekere bağlı hücre hasarını önler, böylece kanser riski büyük ölçüde azalma gösterir.

Zeytinyağının, yaşlılığa bağlı meydana gelen cilt kanserlerinde de tümörleri yavaşlattığı bilinir. Yalnızca zeytinyağı ağırlıklı olarak beslenen kişilerde, kolon kanserine yakalanma riskinin azaldığı da son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalarla ispatlanmıştır.

Betakarotenler, vücut direncini artırıyor

Genelde kırmızı sebze ve meyvelerin, özellikle de havucun içinde önemli miktarda bulunan betakarotenler, vücudumuz için oldukça faydalıdır. Bu madde, DNA’nın hasar almasını engelleyerek insan sağlığını korur. Böylece kansere karşı vücudun direnci artış gösterir ve immün sistemin güçlenmesi sağlanır.

Sarımsak, kanser ve kalp damar hastalıklarını önlüyor

Yapılan araştırmalara göre sarımsak; göğüs, kolon, yemek borusu, prostat, cilt ve mide kanseri tümörlerinin oluşmasını ve gelişmesini engeller. Sarımsaktan en yüksek verimi almak için; sarımsağın zeytinyağından ezilerek ya da toz halinde kullanılması gerekir.

Sarımsağın soyulur soyulmaz pişirilmesi yerine, soyduktan sonra en az 15 dakika beklenmesi uygundur. Piyasada kokusundan rahatsız olanlar için, sarımsak kapsülleri de bulunur ancak taze sarımsağın tüketilmesi daha sağlıklıdır.

Prostat Hastaları Kafeinli İçeceklerden Uzak Durun

Diyetisyen Gizem Şeber, kafeinli içeceklerin vücuttan idrarla sıvı atımını hızlandırdığı için prostat hastalarının bu içeceklerden uzak durması gerektiğini söyledi.

Şeber yaptığı açıklamada, prostat büyümesinin, erkeklerde bulunan prostat bezinin büyümesi sonucu oluşan hastalık olduğunu belirterek, “Büyüme sebebi, habis yani kötü huylu tümörler değildir. Fakat idrara çıkma zorluğu, gece idrar sebebi nedeniyle sıkça uyanma gibi problemler sebebiyle yaşam kalitesinin düşüren bir rahatsızlıktır. Prostat büyümesi, erkeklerin çoğunda gözlenen ve yaş arttıkça görülme riski yükselen bir sağlık sorunudur. Seksen yaşını aşmış erkeklerde görülme oranı %90 civarındadır. Genellikle yaşla birlikte azalan erkeklik hormonu seviyesi ile ilişkilendirilir. Prostat büyümesi teşhisi yalnızca uzman doktor tarafından konulabilir. Kişilerin kendi kendilerine teşhis koyup, kendilerince tedavi yöntemlerine başvurması son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Prostat büyümesi teşhis ve tedavi edilmez ise idrar kesesi çıkışını tıkayarak böbrek ile ilgili sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir” dedi.

Prostat hastası olanların sıvı tüketimi saatlerine dikkat etmesi gerektiğinin altını çizerek şunları kaydetti:

“İdrara çıkmakta yaşanan güçlük hastanın gece boyunca birkaç sefer uyanmasına neden olabilir. Bu nedenle sıvı tüketimi yatmaya 2 saat kala kesilmelidir. Fakat idrara çıkmakta yaşanan güçlük sıvı tüketiminin azalmasına neden olmamalıdır. Günde 1,5-2 litre sıvı tüketmeye özen gösterilmelidir. Kafeinli içeceklerden uzak durulmalıdır. Kafein içerikli çay, kahve, asitli içecekler vücuttan idrarla sıvı atımını hızlandırdığından ve arttırdığından ötürü prostat büyümesi olan kişilerin, kafeinli içecek tüketiminden kaçınmaları gerekir. Yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir. Prostat büyümesi olan kişilerin idrar yolu enfeksiyonu geçirme riskleri yükseldiğinden ötürü yeterli ve dengeli beslenerek bağışıklık sistemlerini desteklemeleri gerekir. Dört ana besin grubu olan süt ve süt ürünlerinden, et ve et çeşitlerinden, sebze ve meyvelerden ve tahıl ürünlerinden her gün tüketilmelidir. Prostat büyümesi olan kişilerin günlük posa alımının yükseltilmesinin etkilenen barsak sağlığı üzerinde olumlu etkileri vardır. Bu nedenle, beyaz ekmek, beyaz pirinç gibi rafine tahıllar yerine tam buğday ekmeği, çavdar ekmeği, integral makarna, kepekli pirinç gibi tahıl ürünleri tercih edilmelidir.”

Prostat Kanserinde Doğru Bilinen Yanlışlar

ÜROLOJİ Uzmanı Doç. Dr. Ömer Öge, prostat kanserinin çoğunlukla yaşlı erkekler de görülse de hastaların önemli kısmını 50 ve daha genç yaşta olan erkeklerin oluşturduğunu söyledi.

Doç.Dr. Öge, “Bazı yiyeceklerin ve aşırı cinsel ilişkinin de prostat kanserine neden olduğuna inanılıyor. Bu da prostat kanserinde doğru bilinen yanlışlardan biri” dedi.

İzmir Kent Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç.Dr. Ömer Öge, pekçok hastalıkta olduğu gibi prostat kanserinin nedenleri konusunda doğru olduğuna inanılan yanlış bilgiler bulunduğunu, bunların hastalığın erken teşhis ve tedavisini engellediğini söyledi. Hastaneye başvuran pekçok hastayla konuşmaları sırasında bu yanlış bilgilere sahip olduklarını gözlemlediğini belirten Doç.Dr. Öge, “Hastaların pekçoğu şikayet yoksa prostat kanserinin de olmayacağına kadar yanlış bilgilere sahip” dedi. Doç. Dr. Öge, prostat kanserinde doğru bilinen 10 yanlışı şöyle sıraladı:

  1. Prostat kanseri yaşlı erkeklerin hastalığıdır. Çoğunlukla evet, ancak hastaların önemli bir kısmı da 50 ve daha genç yaşta olan erkeklerdir.
  2. Şikayet yoksa prostat kanseri yoktur. Yanlış. Prostat kanseri en az şikayet veren kanserlerin başında gelir. Özellikle erken kanserlerde hiç şikayet bulunmaz.
  3. Prostat kanseri korkulacak kadar hızlı ilerlemez. Bazı prostat kanserlerinin yavaş ilerleme eğiliminde olduğu doğrudur. Ancak önemli bir kısım hastalık çok saldırgan ve hızlı seyredebilir.
  4. Ailemde prostat kanseri yok, endişelenmeme gerek yok. Yanlış. Aile öyküsü ve bazı ırklar prostat kanseri riskini arttırsa da birçok hastanın ailesinde prostat kanseri yoktur ya da bilinmiyordur. 
  5. PSA kanser testidir. Tam olarak öyle değil. PSA kanserden değil, prostat tarafından salgılanan bir antijendir. Kanserde olduğu gibi kanser dışı prostat sorunlarında da PSA yüksekliği görülebilir.
  6. Yüksek PSA kanser var, düşük PSA kanser yok demektir. Kanserin PSA seviyesini sıklıkla yükseltmesi yanında bazı prostat kanseri vakalarında PSA seviyesi düşük çıkar. Prostat iltihabı gibi bazı durumlar kanser olmamasına karşın çok yüksek PSA ölçümlerine neden olabilir. 
  7. PSA testi muayenenin yerini tutar. En büyük yanlış. Özellikle PSA’yı yükseltmeyen kanserlerin tek tanı konabilme şansı muayene sayesinde olur. Sadece PSA’ya güvenirsek prostat kanserlerinin yaklaşık dörtte birini atlamış oluruz.
  8. Prostat kanseri tedavisi mutlaka idrar kaçırma yada iktidarsızlığa sebep olur. Prostat kanser ameliyatları veya ışın tedavisi sonrası görülebilen sorunların en sık idrar kaçırma ve iktidarsızlık olasılığı olması doğrudur. Ancak günümüzde gelişmiş teknik yöntemler ve deneyimli ellerde bu sorunlar oldukça nadir görülmektedir. 
  9. Prostat kanseri eşime yada başkalarına bulaşabilir. Yanlış. Prostat kanseri bir enfeksiyon hastalığı gibi bulaşıcı bir hastalık kesinlikle değildir. Netice itibarıyla cinsel ilişki ile de bulaşması mümkün değildir. 
  10. Bazı yiyecekler ve aşırı cinsel ilişki prostat kanserine neden olur. Bunlar söylenti dışında bilimsel değeri olmayan konulardır. Günümüzde prostat kanseri riski açısından genetik ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar dışında diğer söylentileri dikkate alınmamalı.

Kan Testi ile Prostat Teşhis Edilebilinir mi?

52 yaşındayım. Sık idrara çıkıyorum. Geceleri idrar için kalkıyorum. Kan testi yaptırdım. “Prostatın normal” dediler. Başka ne olabilir?

Öncelikle prostat bezi hastalıkları sadece kan testine bakılarak tanı koyulan hastalıklar değildir. En sık rastlanılan iyi huylu prostat bezi büyümesi (BPH) hastalığı da bu şikayetlerin sık görüldüğü bir durumdur.

BPH’nın değerlendirilmesi hastanın tıbbi özgeçmişi ve aile geçmişinin tartışılmasını, fizik muayeneyi, parmakla rektal muayeneyi (DRE) ve hastanın bulgularının değerlendirilmesini gerektirir.
Prostatın büyüklüğünü belirlemek, hastalık belirtilerini şiddetlendiren veya bu belirtilere neden olan diğer hastalıklar ve bozuklukları dışlamak için laboratuvar testleri ve görüntüleme taramaları kullanılabilir. PSA normal de çıksa prostat hastalığı olabilir. Bazen prostat kanseri belirtilerini araştırma amacıyla mikroskop altında az miktarda prostat dokusunun hücresel yapısını incelemek için prostat biyopsisine gerek duyulabilir. Yani mutlaka üroloji uzmanına muayene ol. Ayrıca şeker hastalığı da bu şikayetlere neden olabilir. Bununla ilgili iç hastalıkları uzmanı yardımcı olur.

Domates Yiyerek Prostattan Korunun

Domateste bol miktarda bulunan likopen, güçlü bir antioksidan kaynağı. Prostat ve meme kanserlerinden koruyan likopen; diğer kanser türlerine karşı da etkilidir.

Likopen; sebze ve meyvelerde doğal olarak bulunan karoten familyasına ait bir pigmenttir. Vücudumuz tarafından üretilmeyen likopen, çeşitli besinlerle alınır. Başlıca likopen kaynağı domatestir. Ayrıca karpuz ve kırmızı greyfurt gibi meyve ve sebzeler de likopen kaynaklarıdır. Güçlü bir antioksidan olan likopen; serbest radikallerin vücuttan temizlenmesine yardımcı olup biyolojik aktiviteleri sağlar. Ayrıca provitamin A aktivitesi bulunmaz. Besinlerin ısıtılması bir çok besleyici unsurların azalmasına neden olsa da; besinin işlenmesi ya da ısıtılması likopeni, biyolojik olarak daha yararlı hale getirir. Likopenle ilgili bilgiler şöyle:

Araştırmalar; ketçap ve salça dahil olmak üzere günde bir ya da daha fazla sayıda domates ürünü yiyen insanlarda likopenin koruyucu etkilerini ortaya koymuştur. 

KORUYUCU ETKİSİ VAR 

  • Likopen dejeneratif (hücre zedelenmesine bağlı) hastalıklara karşı koruma sağlayan güçlü bir antioksidandır.
  • Araştırmalar; domates bakımından zengin besinler tüketen erkeklerin prostat kanserine yakalanma olasılıklarının daha düşük olduğunu göstermiştir.
  • Domates tüketmek; akciğer ve mide kanseri riskini de azaltır. Ayrıca pankreas, kolorektum, özafagus, ağız, meme ve serviks kanserlerine yakalanma riskini düşürür. Tümör hücreleri çoğalması üzerine yapılan çalışmalar; likopenin, prostat kanseri dahil bazı kanserler üzerindeki koruyucu etkisini ortaya çıkarmıştır.


TÜMÖRÜ ENGELLİYOR 

  • Hücre kültürü çalışmaları; likopenin, meme kanseri tümörünü engellemekte alfa ve beta karotene göre daha etkili olduğunu göstermiştir. Farklı bir araştırma; vitamin E ile kombine edilmiş likopenin, prostat kanseri hücresinin çoğalmasını engellediğini ortaya çıkarmıştır.
  • Hayvanlar üzerinde yapılan bir çalışmada; meme kanseri tümörü geliştirmeye genetik olarak eğilimli farelerin, likopen verildiğinde tümörlerinin baskılandığı ve geciktiği saptanmıştır.
  • Likopen ve serviks kanseri arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışmada; serviks kanserli 32 kadının ve 113 kansersiz kadının kanında mikro besin düzeyleri ölçülmüştür. Kan likopen düzeyleri yüksek kadınların, daha yüksek düzeyde likopen ve vitamin A tükettikleri saptanmış. Ayrıca üçte birinin serviks kanseri geliştirme riskinin daha düşük olduğu gözlenmiştir.

TÜMÖRLERİ YÜZDE 20 ORANINDA KÜÇÜLTÜYOR
Likopenin prostat tümörlerini küçültebileceğini işaret eden bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaya katılan 33 erkek prostatektomiye girmeden 30 gün önce likopen dışında hiçbir şey almamıştır. Operasyon sonrasında araştırmacılar; likopen takviyeli grupta prostat spesifik antijenlerin (PSA’lar) yüzde 20 azaldığı ve kanserin, deneklerin yalnızca yüzde 33′ünde yayılmış olduğu sonucuna varmışlardır. Bu sırada kontrol grubunda kanserin yayılma oranında yüzde 75 azalma olmuş ve PSA değerleri değişmeden kalmıştır. Bu sonuçlar; yüksek miktarda likopen içerikli besin tüketiminin prostat kanseri gelişimi olasılığını azaltabileceği yönünde ek kanıtlar sunmaktadır.

Üzüntü ve Stres Kansere Davetiye Çıkarıyor!

Kanser, modern dönemin yaşamı kolaylaştırmaadına yarattığı kötü bir armağan. Radyasyon yayan cihazlardan işlenmiş gıdalara kadar hayatımızdaki bir çok ayrıntı kansere davetiye çıkarıyor.

Kanser vakalarının hızla arttığını belirten ve bu artışta modern yaşam alışkanlıklarının etkisine dikkat çeken Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Oktar Asoğlu, “Keşke gerek beslenme gerekse yaşam tarzımızla dedelerimizin, babaannelerimizin dönemine geri gidebilseydik. Bugün için zamanda geriye yolculuk mümkün olmadığına göre yapılacak şey tarama programlarıyla kanseri erken saptamak ve kanseri erken evrede yakalamaktır.

YAŞAM ŞEKLİNİZLE ARTIŞ

Kanseri erken tanıyarak çok başarılı sonuçlar elde etmek, yüksek düzeyde teknolojiyi kullanarak hücresel seviyede kanserle mücadele edebilir hale gelmek mümkün” diye konuştu. 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde Prof. Oktar Asoğlu, karsinojenler yani kanser oluşumunu harekete geçiren maddeler ve genetik faktörlerin önemli olduğunu vurgulayarak “Soluduğunuz havadan, yeme içme şeklinize, rafine gıda tüketiminize, giydiğiniz giysilere, televizyona, telefona kadar her yere kadar uzanan bir yapı.

Kanser zaten ilerleyen teknolojiyle, yaşam şeklinizle artış gösterir” dedi.

ÜZÜNTÜ VE STRES ANA NEDEN

Kanserde bir hücrenin birden bire bağımsızlık kazanmaya başladığını ve neden kazandığının tam olarak bilinmediğini belirten Asoğlu, “Üzüntü ve stresin birtakım şeylere yol açtığı biliniyor ama bunu kanıtlayamayız. Tabii ki mutlu yaşamak pek çok hastalığa iyi geliyor. Ama yaşadığımız dünyada stresten uzak kalmak ve stresle başa çıkma yollarını bulmak çok zor görünüyor. Yine de mutlu olmaya, düzgünbeslenmeye, hareket etmeye ve yürümeye çalışın” dedi ve hastalıktan korunmada etkili olan diğer önerileri şöyle sıraladı: Önleminizi alın!

  • Sigara içmeyin.
  • Radyasyondan uzak durun.
  • Kilonuza dikkat edin.
  • Kanser taraması yaptırmayı ihmal etmeyin.
  • Enfeksiyonlardan uzak durun.
  • Taze sebze meyve tüketin.
  • Hareketli bir yaşam sürün.
  • Stresten kaçının.
  • Ekolojik olarak temiz yaşayın.

40 YAŞ VE ÜZERİ RİSKLİ

Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olan prostat kanseri, kansere bağlı ölümlerin önde gelen nedenlerinden biri olarak biliniyor. Bu özellikle prostat kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek ve toplumu bilinçlendirerek hastalara yol göstermek üzere kurulan ‘Prostat Kanser Derneği’ de, ’4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde erken teşhis için önemli uyarılarda bulunuyor. Prostat Kanseri Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Ahmet Tunç Özdemir, son yıllarda gelişen tanı ve tedavi yöntemlerine rağmen bireysel önlem ve farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekerek, “Günümüzde dünyanın her yerinde erkelere rutin olarak uygulanan serum PSA ve 1 dakikalık rektal prostat muayenesi, erken evre tümörlerin yakalanmasına olanak verirken prostat kanserine bağlı ölümlerde de belirgin bir düşüş sağlıyor” dedi.

YILDA BİR KEZ PSA KONTROLÜ YAPTIRIN!

Kırk yaşından itibaren temel PSA taramasının başlatılması gerektiğini belirten Prostat Derneği Genel Sekreteri Özdemir; ‘Kırk yaş üzeri bütün erkekler kanda PSA tetkiki ile beraber yılda bir kez prostat muayenesi yaptırmalı. Ayrıca olası risk faktörlerini ve belirtileri bilmek erken teşhis için büyük kolaylık sağlıyor. Bu anlamda unutulmamalıdır ki, erken evrede ve tedavide başarının ilk basamağı bilinçli ve bilgili olmaktır’ dedi. Özdemir ayrıca www.prostatkanseridernegi.org ‘dan kişilerin kendi kendine yapabileceği online testlerin, doktora başvurma ihtiyaçlarını belirlemede tespitte bir faktör olduğunun altını çiziyor.

Prostata İyi Gelen Bitkiler

Prostat büyümesinin engellenmesinde ve büyümüş prostat bezinin küçülmesine yardımda çok yararlı olan bitkiler;

Saw Palmetto : Amerika kıtasında yetişen bir palmiye türüdür. Meyveleri % 75 oranında yağ asitlerinden  (a-Linoleic, Linoleic, lauric, myristic, palmitic, oleic, caproic, caprylic) ve % 25 oranında nötral maddelerden (b-sitosterol, campasterol, stigmasterol, onosakkaritler..) oluşur. Yerli halk tarafından cinsel organlar ve  idrar yolları ile ilgili rahatsızlıklar için yıllar boyu kullanılmıştır. Günümüzde ise prostat ve idrar yolları üzerindeki faydalı etkilerinden dolayı, bitkisel tabletleri özellikle amerika’da çok kullanılmaktadır.

Saw palmetto idrar arttırıcı etkide gösterir.  Erkeklerdeki cinsiyet hormonu testesteronun dihidro-testosteron’ a dönüşmesini önler. Dihidro-testosteron prostat hücrelerini çoğaltır ve prostat bezinin büyümesine neden olabilir. Bu nedenle bitki prostat bezinin büyümesini önler. Ayrıca idrar akışını arttıcı özelliği ile mesaneyi rahatlatır ve idrar yapma zorluğuna karşı yardımcı olur.

Bir çalışmada 225 hastadan 112’si saw palmetto, 113’ü plasebo grubuna ayrılarak bitkinin idrar akımına olan yararlı etkisi incelenmiştir.  Çalışma sonucunda hem idrar akımını, bitkiyi almayan plasebo grubuna göre anlamlı olarak artırmış ve yan etki görülmemiştir.

Belçika’da 305 prostat hastası üzerinde yapılan bir çalışmada, 3 ay boyunca kullanılan saw palmetto ekstresi hastalığın belirtilerinde %88 oranında azalma sağlamıştır. Bu hastalarda  idrar akış oranının %25 arttığı; prostatın ise %10 küçüldüğü tespit edilmiştir.

Saw palmetto, 5-alfa reduktaz enzimini inhibe ederek  Dihidro-testosteron’un saç folikülleri tarafından alımını azaltır ve böylelikle  saç dökülmesini yavaşlatır ve saçın yeniden çıkmasına yardımcı olur.

Almanya’da yapılan başka bir arastırma ile günde iki defa 160 mg olarak alınan saw palmetto’nun gece işeme olayını % 73 oranında azadığıtespit edilmiştir.

Prostat bezi sağlığı  için aynı zamanda Manganez, Magnezyum, Fosfor, Triptofan, Demir, Bakır, Çinko, ve  proteinlere  alınmalıdır. Kabak çekirdeği tüm bunları bolca ihtiva eder.

Özetle BPH dan korunmak için bol kabak çekirdeği tüketin, bol çinko ve magnezyum ihtiva eden gıdaları tüketin, idrarınız geldiyse bekletmeyin ve doktorunuzun kontrolünde saw palmetto bitkisel ekstresini kullanın. Bu ekstreyi ayrıca BPH geliştiyse bile tedaviye destek olarak da kullanabilirsiniz.

Prostat Büyümesine Ameliyatsız Çözüm!

Prostat askılama yöntemi, özellikle genel anesteziye uygun olmayan kronik hastalıklı yaşlı hastalar ile meninin dışa akımının önemli olduğu genç hastalarda tercih ediliyor.

Prostat büyümesi, erkeklerde 40’lı yaşlarla birlikte doğal seyir gösteren bir durum. İdrar yapmayı zorlaştıran bu sorun, mesanenin tam olarak boşaltılabilmesi ve mesanenin çalışmasının büyüyen prostat engeline karşı uzun süreli yorulmaması için mutlaka tedavi edilmeli.

Prostat ameliyatlarının genellikle hastaları korkuttuğunu belirten Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Tibet Erdoğru, “Prostata yönelik her cerrahi girişim, prostattan doku çıkarılması veya buharlaştırılması şeklinde gerçekleştirildiği için, prostatın normal işleyişinde ve meninin kaybında az ya da çok problemler yaratır” dedi.

Ameliyat sonrası en çok; idrar kaçırma, cinsel fonksiyon bozukluğu ve kanamadan korkulduğunu aktaran Erdoğru, “Ancak, bilinmelidir ki, iyi bir prostat cerrahi ameliyatından sonra da kanama, idrar kaçırma ve sertleşme problemleri görülmeyebilir, ameliyat sonrası ‘kuru orgazm’ olarak bilinen, cinsel temasta meninin dışarıya akmak yerine mesaneye kaçması oldukça sık görülen (%75-90) bir durumdur. Kuru orgazm sorunu, hastaları hem psikolojik ve cinsel açıdan rahatsız eder hem de çocuk isteği olanlarda doğal yoldan çocuk sahibi olmak imkansız hale gelir. Bu korku ve çekince özellikle genç yaştaki prostat hastalarında daha da öne plana çıkmaktadır” ifadesini kullandı.

İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde cerrahi girişim gerektirecek durumda olan hastalar için uygulanabilen ‘Prostat Askılama Yöntemi’nin (Üro-Lifting) , özellikle cinsel ve meni fonksiyonlarını tam olarak korumak isteyen 40-65 yaş arası hasta grubu için uygun olduğunu söylene Prof. Erdoğru, başka hastalıkları nedeniyle kan sulandırıcı ilaçlar kullanan veya anestezi almayı engelleyecek ciddi hastalıkları bulunan ileri yaşlı hastalarda da birinci seçeneğin bu yöntem olduğunu vurguladı.

“HASTAYA KONFOR SAĞLIYOR”
Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Tibet Erdoğru, prostat askılama yönteminin avantajlarını şöyle sıraladı:

Prostat ameliyatında prostattan bir doku çıkarılır yani doku kaybı olur. Bu durum, prostat fonksiyonlarında değişikliklere yol açar. Oysa askılama yönteminde doku çıkarılmaz dolayısıyla yara oluşturulmaz ve prostat fonksiyonlarında herhangi bir değişiklik ortaya çıkmaz. Prostatın dokusu sıkışarak hacmi bu şekilde küçültülmüş olur.

Prostat ameliyatlarında hangi yöntem olursa olsun, bir yara oluşturulacağı için bu yaranın iyileşme sürecini beklemek gerekir. Bu süreç de zaman zaman hastalar için sıkıntılı olabilmektedir. Askılamada ise bir yara olmayacağı için hem hasta işlemden hemen sonra fayda görür hem de iyileşmesi beklenmek durumunda kalınan bir yara oluşmaz.

Prostat askılama, lokal anestezi altında 15 dakika içinde biten bir işlemken ameliyatlar genellikle genel anestezi altında 1 saat süren operasyonlardır. Hastanede kalmaya gerek yoktur. Hasta 6-12 saat içinde hastaneden, gerekli gözlemlerden sonra çıkabilir.

Hastanın ameliyattan yarar görmesi için, yaklaşık 15 günlük bir süreye ihtiyaç duyulurken, askılamada hasta işlemden hemen sonra yarar görmeye başlar.

Hastaların, yaşamlarının bir döneminde prostat askılama yaptırmaları, daha sonra ameliyat olmaya karar verdiklerinde bu isteklerine bir engel teşkil etmez. İşlem hasta için bir süre sonra yeterli olamayacak hale gelirse, ardından ameliyat gerçekleştirilebilir. İşlem, ilaç kullanımı ile ameliyat arasında “ara formül” özelliği taşır.

ereksiyonsorunu.hmedium

Prostat Kanseri Cinselliği Etkiler mi?

İngiltere merkezli kanserle mücadele örgütlerinden Macmillan Kanser Vakfı, İngiltere’de her yıl 40 bin kişiye prostat kanseri teşhisi konduğunu ve tedavi nedeniyle cinsel yaşamı sona eren 160 bin erkek bulunduğunu bildirdi.

Prostat kanseri tedavisinde kullanılan ameliyat, radyoterapi ve hormon tedavisi gibi yöntemler ereksiyon bozukluğuna neden olabiliyor.

Sinir tahribatına uğrayan bazı hastalarda bu sorunun kalıcı olduğunu, bazılarında cinselliğe karşı psikolojik bariyer oluşturulması nedeniyle sorun çıktığını, bazı durumlarda ise sorunun geçici olduğu ifade ediliyor.

Hastaların üçte ikisinin ereksiyon sorunu yaşadığını belirten Kanser Vakfı’ndan Profesör Jane Maher, bunun hastaları bekleyen büyük bir sorun olduğunu ifade ederek hastaların tedaviden önce bu konuda aydınlatılması gerektiğini vurguladı.

Macmillan Kanser Vakfı’na bağlı çalışan psikolog Dr. Daria Bonanno, “Prostat kanseri olan birçok erkek ereksiyon bozukluğunu erkekliğin kaybedilmesi olarak görüyor ve yardım almaktan çekiniyor. Bu durum onların eşlerinden uzaklaşmasına ve durumun daha da kötüleşmesine neden olabiliyor” dedi.

Prostat kanseri uzmanı Profesör Malcolm Mason ise yeni tedavi teknikleri ile yan etkileri asgariye indirecek yöntemler geliştirmek için araştırmaların devam ettiğini belirtti.

Macmillan Kanser Vakfı, 2030 itibariyle kanser vakalarının iki katına çıkabileceğini açıkladı.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25430592

Prostat Kanseri, Belirtileri, Tanısı, Evreleri, Tedavisi Hakkında Bilgiler